Öykümsü

Bugün Günlerden Rüya

İsveç’e karanlık bir vakitte iniş yapmıştım. Hiç isveç gibi değildi. Etrafımda soluk renkli fabrikalar, ıssızlık ve kasvetten başka bir şey yoktu. Sanki SSCB’ye inmiştim ve soğuk savaş devam ediyordu. Arkadaşımla beraber bir köy lokantası vari bir mekana girdik. Onun da orda bir tanıdığı varmış ve onu bekliyorduk. Aniden yan masada alman aile yapısına çalan (İrikıyım bir baba, ek olarak dede ya da nine, iki alman çocuğu, tombul bir anne) lakin isveçli bir aile masada oturuyorlardı. Canlı bir köpek masaya konuldu. Ben o esnada kafamı diğer tarafa çevirdim ve tekrar döndüğümde köpek pişmiş bir biçimde masaya yayılmıştı. İsveçliler, aslanların impala’ya daldığı gibi köpeğe yumuluyorlardı. Ben de köpeği yiyenler çinliler değil miydi gibisinden şaşkınlıkla izliyordum. Neyse ordan ayrıldıktan sonra Check-in yapmak istediğimde internet paketimin bittiğini gördüm, isveç’e gelmiştim ve bunu ıspatlayamıyordum. Arkadaşımdan telefonunun wifispot özelliğini açmasını istediğimde ise sonra yaparız gibi oyalayıcı bir cevapla karşılaştım. Fazla da üstelemedim ne de olsa daha vakit vardı. Ardından bir anda kendimi uçakta Türkiye’ye dönerken buldum. Daha yeni hareketlenmişken kaptan kuleden iniş izni için haykırıyordu, uçak düşmeye başladı. Işınlanmışcasına kendimi isveç viyadüklerinden birinin üstünde taksiyle seyir halindeyken buldum. Yukarıya baktığımdaysa havadaki uçak bir otobüse dönüşerek binaya çakıldı ve yüksek bir patlama etkisiyle alevler çıkardı, aynı zamanda da viyadükteki tüm araçlar sallantının etkisiyle durdu ve biz de dahil herkes araçlarından inerek kaçışmaya başladılar. Ben koşarken arkadaşım arkamdan bana sesleniyordu, “bir daha isveç’e iki kişi gelmek yok.” Sonrasında da uyandım.

Arkası yarın…

“Yeni başlayanlar için küçük bir hatırlatma olacak fakat aslında neyi hatırlatmak istediğimizi kurumumuzda tam bilmiyor. Yeni başlamanın ne demek olduğuna karar verdiğimiz gün bunun nasıl sonuçlar doğuracağını hep birlikte göreceğiz. Ama yinede bu belgeyi okuyorsanız ne olursa olsun yeni başlamışsınızdır, bu başlangıca karar verdiğiniz anda bir çok başlangıçtan vazgeçmiş olduğunuzu unutmamış olmanızı dileriz.”

Bu cümleleri beyaz gömleğinin üzerine 20 dakika düşündükten sonra ancak şimdi çok kötü olduğunu fark ettiği bir seçim olan kırmızı kravatıyla okuyordu. Kahverengi bir ışık odasının penceresinden siyah boyanmış ahşap masasını aydınlatıyordu. Saat sabah 10 sularında bu iş yerindeki ilk günüydü. Kız arkadaşının bir arkadaşının babası bir akşam yemeğinde onu keşfetmesiyle başlayan hikaye buralara kadar gelmişti. Birazdan sağ bacağını kaplayan kısmına kahve dökülecek olan pantolonu bu gün için satın alınmıştı. Kahveyi mesai arkadaşlarından sonralarında samimiyetini arattıracağı hemen yan odadaki güzel hatun dökecekti.

İş yerindeki ilk günü olduğundan ne yapacağına tamam karar veremiyordu bu yüzden biraz rahatlamaya ihtiyacı olduğunu düşünüp müzik dinlemeye karar verdi. Müzik çalmaya başladığında mavi dosyalara kendi düzenini kabul ettirmek isteyen bir tavırla rafta yer değiştiriyordu. Onlara tam patronun kim olduğunu göstermeye başlamıştı ki, kapısı iki kere çalındıktan sonra elinde iki adet kahve olan sarışın bir hatun direği ile açtığı kapıdan hoş geldin diyerek girdi. Adam bu anda kapının dibindeki rafta tam olarak işine konsantre olmakla yeni işiyle gurur duymak arasında kapının çalınması ve içeriye birinin girmesini algılama sürecinde zihnini yitirmiş gibi yerinde kalakaldı. Sonra arkasına ani bir dönüş yaptı ve çarpışma gerçekleşti. Sağ bacağı aslında baya yanmıştı ama kendisi ilk günden sorun çıkartarak bağıran bir kişi olmayı istemediğinden olsa gerek pek ses çıkarmadı hatta sarışını “hayır, iyiyim” , “aslında o kadar da sıcak değilmiş” gibi sözlerle telkin etti. Sarışının bakışlarında biraz önce dünyanın eksik birkaç yerini yeniden yaratmışta yorgunluk kahvelerini alıp gelmiş tavrı vardı. Her şeyi anlayan o insanlardan biri gibi görünüyor, hatta bazen ukalalığı ile çekilmez biri olabilecek bakışları da bir bakışta anlaşılıyordu.

Saat neredeyse beş buçuk olmak üzereydi fakat adam bir türlü olan bitene anlam veremiyordu. Başlangıç yazısı başta olmak üzere hiçbir şey mantıklı değildi. Mesainin ne zaman bittiğini bilmiyordu bu yüzden daha ne kadar boş, boş odada kalacağını sormak için kimi arayacağına karar vermeye çalıştı. Birden aklına bu şirkette tek tanıdığı kişi olan sarışın geldi. Dahili numarasından kadına ulaştığında eğer sıkıldıysa neden hala ofiste olduğu sorusunu aldı. Eve gidecekti, bu yüzden şirketten çıkıp arabasına doğru ilerledi, şu tuşa basınca önce dört işaret lambasının yanıp ardından tüm kilitleri açan o arabalardan birini sahipti. Tuşa bastı ve işaret ışıkları yandı ve kapı açıldı, tam arabaya girecekken 18. Kattaki odasına baktı, dışarıdan nasıl göründüğünü merak etti fakat bir türlü odasını seçemiyordu. Binanın dış cephesi tamamen demir bloklarla bir ızgara gibi kaplanmıştı fakat kendi odasına hiçbir kararma olmadan o kahverengi ışık net bir şekilde geliyordu. Anlam veremeden arabanın açık olan kapısından içeriye yöneldi ama bir türlü rahat edemiyordu sabahta beri bir sürü anlamsız şey olmuştu ama bu en anlamsızlarında başı çekerdi herhalde. Yalnızca sıradan bir bilgisayar programcısı olduğunu ve bunların çok fazla olduğunu düşündü. İçeride bir şey unuttuğu bahanesiyle odasına dönecekti. Evet bir bahaneye ihtiyacı vardı çünkü binanın tamamı yalnızca çalışanlar için ayrılmış ve girişlerde kartlı geçiş sistemi ve olağan dışı bir durumda ise direkt mülakat memurları vardı. Odasına dönmek için binaya girdiğinde sabah geldiği gülümsemelerle karşılaştı. Asansöre bindiğinde aynen sabah olduğu gibi yalnızdı, odasına yöneldiğinde bacağında dökülen kahvenin izinin bile olmadığını fark etti odasına girdiğinde ise hemen kapının yanında duran raflardaki mavi klasörlerin düzenlemesi saatler aldığı yerlerinde değil de odaya ilk girdiği yerlerinde olduğunu fark edince korkmaya başladı. Her şey sabah geldiği gibiydi hatta kendisi bile camdan dışarıya baktığında yaşadığı şehri görüyordu ve gayet normal görünüyordu, ayrıca demir blokların olmadığına yemin bile edebilirdi. Tüm bunlara anlam vermeye çalışırken kapısı çalındı dirsekle kapı açıldı, hoş geldin sesiyle kapı açıldı sonrası tamamen aynı oldu fakat bu kez kızın ayağı yerdeki döşemeye takıldı ve kahve yine aynı yere döküldü. Adam anlamsızca etrafına bakıyordu ki açık kapının önünde elinde telsiz olan bir adam tekrar giriş yapılmış gibi bir şeyler rapor etti. Bunun üzerine kattaki tüm güvenlik memurları aynı endişeli tavırla odaya girip adamın derhal binayı terk etmesi gerektiğini söylediler. En başta zorluk çıkartacak gibi oldu fakat sonra dışarı çıkmayı onlardan daha çok istediğini fark edip söylenenlere uyup dışarı çıktı. Arabasına binip hızlıca binanın otoparkını terk etti, evine giderken bunları düşünüyordu saat akşam 7 olmuştu ama hiç trafik yoktu hiçbir şey anlamlı değildi bu gün fakat tüm anlamsızlıkların en güzeli de buydu.

hitler

beraber kaybedelim.
ben kaybedersem sen de kaybetmiş sayılacak mısın?
ben almanya
sen osmanlı olacaksın
farkında mısın?

hitler’im ol
ve öldür bütün farklı düşüncelerimi.
işgal et, direndikçe işgal et beni
ateşe ver farklı noktalarını bedenimin.
reichstag yine yanıyor diye yazsın gazeteler
kimin umrunda, kime ne?
kahire’den berlin bir nefes uzaklık
bir nefes
bırak yaksın reichstag’ı.

sözünü tut
ve birlikte kaybedelim.
veya öldür
bir gestapo kurşunu der kapatırsın dosyamı
kim inanır?
kim inanır hitler,
beni öldürmediğine.

sinatra bazen hiç çekilmiyorsun

biraz daha kal
-ma git beni daha fazla yormadan

sevgiye tok, sevmeye açım
kusmak istiyorum
git

saçlarım kısa artık
git
günlerden perşembe
bugün yağmur yağmadı git
bugün burnum kanamadı
kahveyi döktüm bir yudum alıp
git
alışkanlıktan düğmesine bastım makinenin
istemiyorum
git

seni ilk tanıdığımda daha gençtin
ben daha gençtim,
teninde bıraktığım izler yıllanmış
tenimde bıraktığın izler geçmiş, git

geçmiş kimin umurunda
mesela mendirek’te beraber bira içtiğimiz günü hatırlıyor musun
ben artık bira içmiyorum
git

bugün seni sevmiyorum
yarın tekrar severim, git

kim ne derse desin
ne dersem diyeyim
duyma
git

seni seversem seni öldürürüm
ölümden korkun varsa
git

sen de sus sinatra bazen hiç çekilmiyorsun

‘Ve Öldü’ Yazı Dizisi Serisi Varan 003

önündeki yiyeceği rahatça alınabilen uyuz bir it gibiydi, karşı koyamamaktan ötürü kendine kızıyordu.
ne kendini değiştirebiliyordu ne de kendini ifade edebiliyordu.
öyle kalındı ki kabuğu,
ama öyle de dardı ki,
içinde boğulmaktan sıkılmıştı ama çıkabileceği ihtimali ile yüzleşmek dahi istemiyordu.
ardından ne mi oldu?
öylece ölüp gitti, kaplumbağalar kadar uzun da yaşamadı zaten

‘Ve Öldü’ Yazı Dizisi Serisi Varan 002

zamanında kendini kandırabiliyordu.
kimi zamansa isteği doğrultusunda kandırmayabiliyordu.
bir zaman geldi ve sıkıldı bu bitmek bilmeyen kendi otoriter yönetiminden.
mücadeleyi bırakmıştı artık.
ama kendini iyi hissetmeyi de bırakmıştı aynı zamanda.
uzun zaman sonra birgün kendini tekrar ele geçirdi.
ve o gün ölüverdi trajik bir biçimde.
ölmesi dışında onun için iyi bir gündü.